Translate

29 Ağustos 2014

Çocuğa Kitap Sevgisi Kazandırmak





Geçenlerde bir arkadaşım face de şöyle bir paylaşımda bulunmuş. 

'''D&R da kızımla gezerken bir çocuk vardı annesinden kitap almasını isteyen. Annesi de ''Ne yapacaksın kitabı, oyuncak alalım.''dedi. Şok oldum.'''

Bir başka arkadaşım da altına aynı duruma şahit oldugunu yazmış. 

Çok üzücü.. Bu cümle okul dönemine gelindiğinde ''Hocam, ne yapsak kitap okutamıyoruz. Biz de şaşırdık. '' şekline dönüşüyor. Evet ne yapsalar o çocuklar kitap okumak istemiyor. Sınıfta bile zorla, sıkıla sıkıla :(

Ne olacak? 6-7 yaşına kadar kitap eline almamış hatta almak istediğinde ''Ne yapacaksın, bırak şunu.'' diye tepki gösterilmiş. Ki bu tepki o çocukta ''Demek ki kitap gereksiz, işe yaramaz, oyuncaktan bile değersiz... '' diye algılanmış, kabullenilmiş. Zaten anne babanın da elinde kitabı hiç görememiş. Para görmüş, kumanda görmüş, telefon, fare, eşya, yemek, her şeyi görmüş. Kitap görmemiş!

Sonra ''Bu çocuk adam olmayacak, okumayacak. '' :( 

Kitap sevgisi tesadüf değil. Sonradan bir günde kazanılacak bir alışkanlık hiç değil. Okula gitmeyen çocuğa da kitap neymiş!! Bu da değil, bebeklerinize kitap alacaksınız, bebeklerinize. Tamam bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler. Bilmiyorduk, görmüyorduk. ''Ne gerek var şimdi, zamanı gelince alınır'' mı? Hayır. Oyuncak ayıya, bebeğe, tabancaya, tencereye gerek var da kitaba mı gerek yok! Hepimizin istediği çocuklarımız okusun, düzgün bir meslekleri olsun değil mi bu zamanda. Tüm velilerim olmasa da çoğunun ağzından çıkan ''Tek okusun Hocam, ne gerekiyorsa yaparız. '' Eee, hani ne gerekiyorsa yapacaksın bak, bunu sen de diyeceksin zamanı gelince. Ben de diyorum ki ''Bebeğinin en sevdiği oyuncağı, kitapları olacak.'' Alacaksın.

Ela 3 aylıktı ona ilk kumaş kitabını aldığımda. Avuç içim kadar minik bu kitap tam onun ellerine göreydi. Yumuşak kumaş, atsan, çeksen kopmaz,yırtılmaz. İçi hışır hışır, bebeklerin dikkatini çekecek ses. Her sayfada tek bir nesne, bebeğin algılamasına göre. 

Her gün ama her gün okurduk o kitabı. Kocaman açardı gözlerini, sayfalardan hiç ayırmadan beni dinlerdi. Tek bir harfin yazmadığı bu kitapta, her sayfada her gün başka bir hikaye uyduran ben :) 1 ay sonra 2. kitabı aldım bu sefer sesli. İlk kitapta orman hayvanları, 2. kitapta çiftlik hayvanları vardı. Sonra 3. ,4. ,14. ... 34. kitaplar, kitaplar.. 

Yukarıdaki resimde Ela D&R da kitap okuyor. Onca oyuncağın, stickerın, hamurun, hatta pony lerin olduğu mağazada Ela nın ilk gittiği yer çocuk kitaplarının olduğu yer. Her gittiğimizde yarım saate yakın kitap baktığımız yer. Hatta en son gittiğimizde mağazadan çıkarken, daha önce yanından defalarca geçtiği küçük dinazorları yeni farketti. ''Aa anne burda ne varmış.'' Tamam desem her seferinde bir kucak kitapla çıkacağız. Her seferinde bir tane :) Sonra o kitap okunuyor eve gider gitmez sonra tekrar tekrar.. (Artık hikaye kitaplarına geçtik.) 

Son D&R ziyaretlerimde farkettim ki Ela ile artık daha farklı kitaplara geçmemiz lazım. (34 aylık) Daha öncede söylediğim gibi kitap alışverişlerimi genelde internetten yapıyorum. D&R da seçip, internet mağazalarından %25 e varan indirimle alıyorum. Sadece 50 liraya ulaşmak lazım kargonun bedava olması için. Onun içinse her beğendiğim kitabı sepete ekliyorum, 50 tl olduğunda alışverişimi yapıyorum.


Atatürk ün aldığı paranın büyük bir kısmını kitaba verdiğini, hatta savaşa giderken bile yanına kitap aldığını biliyor musunuz? Zeka genetik olabilir ama başarı işlenmiş zekadan doğar değil mi? 

27 Ağustos 2014

İSTANBUL



İlk adımımızı Taksim e attık :) Bi kere oradaki kuşları da tramvayı da çok sevdik. :)


İstiklal Caddesi'nde yürüdük, ertesi gün yürümedik tramvaya bindik. Oradaki kiliseye girdik. Mango ya, Zara'ya girdik. (Ne yazık ki bizim sevdiğimiz başka mağaza yoktu. 


Kilisenin içi


İstiklal Caddesi'ndeki binalar harikaydı. Trafiğe kapalı bu cadde gündüz ayrı güzel, gece ayrı. Bu kiliseden başka Galatasaray Lisesi de vardı İstiklal de. Bahçesi muhteşem görünüyordu adeta saray bahçesi. Caddenin sonunda yer altı tramvayına bindik. Osmanlı zamanında yapılmış. Tramvay la Eminönü ne geçtik.




Dikilitaş

 

Sultanahmet Cami

Burada olmanın en güzel tarafı; Sultaahmet Cami, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı hepsi bir arada. Sultanahmet e arkanızı dönüyorsunuz karşınızda Ayasofya. Ayasofya ya arkanızı dönüyorsunuz, karşınızda Sultanahmet :) İkisinin arasında Hürrem Sultan ın hamamı. Bu noktadan yukarı yürüyünce Topkapı, aşağı yürüyünce Gülhane (tersi de olabilir) :)






Sultanahmet Cami'de sinir olduğum şey, o koca camiye girdikten sonra 3 adım ileride bekleyen kadının, kadınlara ''Buradan sonrasına kadınlar giremez. '' demesi. Evet Sultanahmet e bu kadar girebiliyoruz hanımlar! Nedeni namaz kılan erkekleri rahatsız etmemekmiş. Orada taa en başta namaz kılan 3-5 adamın dışında bütün erkekler ya yatıyor ya fotoğraf çekiliyor ya muhabbet ediyor, bütün kadınlar camiye adımlarını attıkları anda kaldıkları yerde onlara bakıyor, camiye bakmaya çalışıyor!!

Namaz vakitlerinde çok kalabalık olabilir, o zaman bunu yapın. Ya sonra millet camide gezerken ortada durup namaz kılan erkek mi oldu? Ya da ön saflarda namaz kılan erkeğin önüne geçen bayan mı oldu? O zaman en öndeki 3 safı ayırın.


Ayasofya






Üzücü olan şey; Ayasofya daki tadilatın (içinde devasa bir tadilat inşaatı yükseliyor. ) 9 senedir bitmemiş olması. Kardeşimin dediğine göre 9 sene önce de aynıymış. 

Bir başka dikkatimi çeken şey; üst kata yani bayanların bölümüne çıkarken kullanılan merdiven. Gerçi basamakları olmadığı için merdivene benzemiyor. Bir odaya girer gibi giriyorsunuz (zaten genişliği oda kadar) sonra odayı dönüyorsunuz yine aynı. Tekrar dönüyorsunuz, aynı.. Bu şekilde tünel misali döne döne üst kata çıkılıyor. Düşünün artık caminin büyüklüğünü.


Topkapı Sarayı nın girişi. 



Sarayda bir balkon vardı, ooffff. Karşında Boğaz ve İstanbul. O yaz sıcagında esen üfül üfül rüzgar..
Onun dışında sarayı gezmek güzeldi, biraz karışıktı. Belki gözümüzden kaçan, girmediğimiz yer bile olabilir. Elmaslarla süslenmiş eşyalar güzeldi :) Kaşıkçı Elması çok güzeldi, çoook..

Ben İş Bankası nın maksimum kartıyla buralara bedava girdim. Bir de Ziraat ın maksimumu vardı ama o olmuyormuş. Kardeşim Müze kart aldı 50 tl ye. Öğrenciye 20 tl miş. Bunlar olmadan giriş ne kadar sormadım. 


Gülhane Parkı

Ben parkları çok severim zaten. Bütün bir günümü geçirebilirim yeşilliğin içinde. Otururum, yatar uyurum, kitap okurum, yürüyüş yaparım, yer içerim, muhabbet ederim, seyrederim,müzik dinlerim, fotoğraf çekerim, kızımla oynarım. Ne yapacaksın ya parkta diyenlere gıcık olurum. Hele böyle bir tarihi park bulmuşum değil mi. Ama sadece yürümekle yetindik o mis gibi dev ağaçların arasında. 

Buralara uzun uzun gezmek için gelmeli. Öyle bakıp bakıp gitmemeli. Yanında katlanır sandalye taşıyan bir kadın vardı. Onun gibi bir sandalye atmalı omzuna. O balkonda oturmalı mesela, uzun uzun seyretmeli denizi. Hürrem Sultan ın hamamına girecek vakit olmalı. Görmek için değil (zaten görmek için giremiyorsunuz :) Camide inadına ön saflara gidip namaz kılmalı rekatlarca. Saraydaki tüm yazıları okumalı, tün eşyaları inceleyebilmeli. Parkta yayılmalı, yatmalı, ciğerleri ve gözleri bayram ettirmeli. 

Bütün gün simit yiyebilirdim. O kadar güzeldi simidin tadı. Simit yemeyi hatırladım resmen :) Yok Ankara da da, Denizli de de canım istiyor, alıyorum çocukluğumdaki tadı bulamıyorum. İstanbul da buldum o tadı :) 

Ama suyu, o çeşme suyu resmen lağım suyu gibiydi. İnsanlar içiyor diye caminin çeşmesinden içmek istedim. Kusacaktım.. Başka bir kaç çeşmede de aynı mı diye baktım, aynıydı. Hani İstanbul un suyu içilebirdi. O içen insanlar nasıl içiyordu hayret ettim. 

Suda , simitte 1 tl dışarıda. Bunun dışında 2 adımda bir kestaneci var. Taze taze meyve suyu sıkanlar, karpuz kesenler. 1 bardak meyve suyu 2 tl. 150 gr kestane 10 tl. 3 orta dilim karpuz 5 tl. Hepsini yedik içtikte o karpuz ne öyle 3 dilim 5 tl. Yazın sıcagında ne kadar canım istese de almak istemedim. Dilim dediğim öyle eline alıp yediğin dilimden değil, çatallık dilim. Ama satılıyor deli gibi. Bakıyorum üzerinde 10 tl lik tişört, elinde 5 tl lik 2 dilim karpuz. İlginç!!

Bunların dışında Sultanahmet Köftecisin de köfte, Eminönü nde ekmek arası balık (her ne kadar benimkinin içinden kılçık çıksa da)  Ortaköy de waffle, kumpir, Hürrem in hamamının önünde Maraş dondurması, Beşiktaş ta tavuk,Bakırköy de makarna, Kız Kulesi nin karşısın da kahve, Bebek e gidebilseydik ne yiyecektik artık bilmiyorum :)

Tüm bu yeme içme planımızın bi kısmını yapamasakda hepsi hepsi çok güzeldi (yediklerimizin) 



Tüm o ışıklar nereye gitmiş anlamadım :( Bir de köprüden evlenme teklifi yapan vardı. Köprünün altından alt yazı geçti. Ne hoş bir sürpriz. 





Planlar çoktu, vakit kısıtlıydı. Yine de dolu dolu geçen İstanbul gezimiz bize uzun bir süre yetecek kadar şarj etti.

Gezecek yerin çokluğundan alışverişe hiç vakit yoktu ama yine de Zara ve Mango ya girmeden olmazdı.


Sonunda Mango nun çocuk reyonuna kavuştum. Bunlar Mango dan Ela için.

Ne yazık ki girdiğimiz Zara da çocuk bölümü yoktu. Büyük eksiklik.. 
Oradan da kendime tatlı açık yeşil bir kot aldım. 




24 Ağustos 2014

Ela nın İlk Uçak Yolculuğu




Kızımın ilk uçak yolculuğu Denizli- İstanbul uçuşu oldu. Havada minicik gördüğü, tam algılayamadığı o uçan araca binmeyi çok istemişti evet ama ben ona uçağın nasıl kalkacağını, nasıl hızlı gideceğini ve havada olacağımızı anlatırken minik kuzumun korkabileceği hiç düşünmemiştim. :(  Her şey çok güzeldi,gelen uçağı seyretmesi, bir an önce binmek istemesi vs..İş kemerleri bağlamaya gelince istemediğini söyledi. Israr edince ağlamaya başladı ve inmek istiyorum diye bağırdı. Telefonla pilotla konuşmama kadar (göstermelik) değişik uğraşlarımız oldu. Hiçbir şekilde beni dinlemedi taki ''Ela biliyor musun? Uçağa ilk bindiğimde ben de çok korktum üstelik senin gibi küçükte değildim, kocamandım. '' diye başlayan ve uzun uzun devam eden konuşmamı dinlerken sustu. Aynı şeyleri benim yaşadığımı duymak ve sonra nasıl hissettiğimi, neler yaşadıgımı dinlemek hoşuna gitti. Sonra oturduk (düşünün artık, ayakta geziyorduk) resim yaptık, oyun oynadık. 40 dk lık yolumuzun yarısını ağlayarak ,yarısını kahkaha atarak geçirdik. Hatta bi ara ''Anne inmek istemiyorum uçaktan.'' deyince uçakta bi kahkaha koptu. 

Çocuğuyla ilk defa uçağa bineceklere buradan duyurulur. Çocuğunuzda kendisi bile farketmeden uçak korkusu oluşabilir. 


22 Ağustos 2014

Maybelline gel Eyeliner



Şubat ta aldığım bu harika eyelinerı sonunda tanıtıyorum :) Göz makyajında tek rengimin siyah olduğunu sonunda anladım. Yaparım, sürerim diye aldığım her renkten far öyle kaldı ve sonunda atıldı. Hele kalemler, heves edipte aldıgım renk renk kalemler. Ela gözlerime yeşil bile siyah kadar etkili durmuyor. 

Siyah ama nasıl siyah olmalı benim kalemim? 

Simsiyah..
Kesinlikle kalıcı,

Maybellline gel hem simsiyah hem de sabah sürüyorsunuz, akşam aynı. 


işte bugün akşam çektiğim fotoğraf. Tüm günün ardından hiç bir bozukluk, silinme vs yok. 

Sürüşü çok kolay, sadece fırçanın ucunda kalan boya kuruyudukça zamanla fırçada kalıntı birikiyor ve sertleşiyor. Ama öyleyken bile kullanılabiliyor. Hani benim gibi üşenir temizlemezseniz farketmiyor yani. Onun dışında yıkayıp kurumasını bekliyorum. 

Hem 80-90 tl lik göz kalemi kullanan (sırf kalıcı olsun diye aldıgım) hem sıvı eyeliner kullanan (ondan da memnun kalmıştım ama yurtdısından geldiği için aynı markayı bulamadım) biri olarak diyorum ki en iyisi bence Maybelline Gel kesinlikle. 

Yoksa gözkalemi hangi marka olursa olsun fazla farketmiyor, belli bir saatten sonra uçuyor. Waterproof lar bile bi saatten sonra bozuluyor. Ama bu siz silene kadar sürdüğünüz gibi kalıyor.

Çok mu övdüm? Çünkü gözlerimde siyahı çok seviyorum. Ve bu yönden aradıgımı buldum. 

Son olarak bu jel bitmiyor yaa :) 


6 aydır  neredeyse her gün kullandım, sonuç yukarıda.





21 Ağustos 2014

my bloglovin

Follow my blog with Bloglovin

Hangi Tuz??



Hamileliğimi öğrendiğim sıralardı sanırım sofralarımızdaki tuzun aslında sağlığa zararlı oldugunun konuşulduğu günler. Biraz önce okudum da aslında zararlı olan tuz değil (bunu zaten biliyoruz) tuzun soframıza gelinceye kadar geçtiği işlemlermiş. 

İşte o zamandan beri bu tuzu kullanıyorum mutfağımda. Zaten hamileliğimde tuzu baya azalttıgımdan şimdi de az tuzlu yemege devam ediyorum. Alışmışım hatta bazı şeylere hiç tuz koymuyorum. Salata mesela, limon ve sızma zeytinyağıyla tuzu hiç aratmıyor. Sabah domateste tuzu da sevmiyorum. Salatalığı tuzla severdim ama salatalık olsun mısır olsun bunun gibi eskiden tuzlayıp tuzlayıp yediğim bir çok yiyeceği saf yiyorum. Kızım da benimle böyle alışıyor. 

Ben deniz tuzuyla kaya tuzunu aynı zannediyordum. Deniz tuzu, deniz suyunun buharlaştırılmasıyla; kaya tuzu ise yer altı kaynaklarından elde ediliyormuş. Her ikisi de sofra da kullanılıyor ama kaya tuzu daha çok tercih ediliyormuş. Deniz tuzu mineral açısından daha zenginmiş.

Bir de Himalaya tuzu merak ediyordum özellikle pembe renk olanı. Bu gece baya tuz yazısı okuduktan sonra öğrendim ki pembe tuz zararlıymış. Pembe olmasının sebebi içerisinde fazlaca bulunan demir elementinden kaynaklanıyormuş ve bu da sağlıklı değilmiş. Saglıklı olan Himalaya tuzu cam gibi şeffaf olanıymış. Ayrıca bu tuzun fiyatının yüksek olması sebebiyle piyasada sahte himalaya tuzları dolanıyormuş. Yani kısacası kesinlikle güvenilir oldugunu bilmediğimiz bir arkayı almayacagız. 

Bir de Çankırı tuzu varmış, bizim sağlıklı tuzumuz. Biraz da onu okuyayım bakayım :)

Nefis bir Omlet



Bu tarif bana aittir baylar bayanlar :)

Gururla hatta bağıra bağıra söylüyorum çünkü inanılmaz bir tat oldu..

Soldan itibaren resimleri takip ederseniz salamları ve domatesleri ayrı ayrı (sızma zeytinyağında) hafif bayılttım :)

Daha sonra salamları domateslerin üzerine koyup üzerine kaşar ekledim.

Ve son olarak çırptıgım yumurtaları üstlerine döktüm. Artık karıştırmadan kızarttım. 

Bu arada kızım oldugundan beri tuz olarak deniz tuzu  alıyorum. Resimde gördüğünüz ise Himalaya tuzu. Himalaya tuzunu ilk defa deneyeceğiz, bakalım.

Yanındaki de Estuz un baharat karışımı. Doğrusu hazır baharat tadı çok fazla. Doğal bir tat gelmiyor ağzınıza. Güzel ama bizim gibi naneyi, pul biberi vs doğal yapanlar ya da alanlara çok yapay bir tat. 




Lucy





Seviyorum bu tür filmleri. Bu konu ise özellikle dikkatimi çekiyor. ''İnsan beyninin %10 kullanıyor. % 100 kullandığında ne olacak? '' 

Film iyi, Scarlett Johansson çok iyi. 

Filmi izlemeden önce direk %100 kullanıyor zannetmiştim. Ama film boyunca sayı yavaş yavaş artıyor. Beyninin kapasitesini kullanması arttıkça kabiliyetleri de artıyor. %100 olduğunda sizi müthiş bir son bekliyor. 

Zamana ve maddeye yavaş yavaş hakim olmasıyla birlikte korku, arzu, acı gibi insani duyguları hissetmemesi benim aklıma tek bir varlığı getiriyor. Hele şehrin ortasında durup etrafına baktığında tüm insanların beynini okuyabilmesi, ve beyninin %100 üne ulaştığında evrenin tüm bilgisine sahip olması. Ya da zamanın istediği kısmını görebilmesi. Ve son cümle, işte bu dedim. Her şeye gücü yeten ve her şeyi gören bir varlık var!!





Bu kadar güzel bir filmde dikkatimi çeken bir kaç nokta oldu. Niye yaptıklarını anlayamadığım. Mesela beynini daha fazla kullanmaya başladıktan sonra, kendisine İngilizce bilmediğini söyleyen taksiciyi çekip vuruyor. Hem kötü adamlara karşı savaşıp hem de masum bir adam öldürmek??

Ya da polis arabasında hızla giderken onca kazaya sebep olmak. Arkasından takip eden polisleri, yanındaki polis ''Bizi takip etmemelerini söylerim.'' dediği halde ''Gerek yok.'' diyerek hepsinin kaza yapması için düzenek ayarlamak??

Beyninin çalışması %100 lere ulaştığı halde yani her istediğini yönetebildiği halde, neden silahlı çatışmaya engel olmak yerine oturuyor :)

Bunlarla bile harika bir film. Zaten bunlar saçma gelse de filmin heyecanına kapılıyorsunuz. Sadece izlerken ''Off hepsini etkisiz hale getirse daha iyi olmaz mı? Bu kadar polis ölüyor!'' diyorsunuz.





18 Ağustos 2014

Crazy Doctor





Bu sevimli, bu müthiş oyuncular benim öğrencilerim. Gösterimiz 23 Nisan içindi. Kısa zamanda küçücük yaşlarına rağmen harika bir oyun çıkardılar. Abdullah'ımı (doktor) ise sözlerle anlatamam. ilk çalışmalardan itibaren sanki yıllardır tiyatrocuymuş gibi :) güzel oynadı, iyi çalıştı. Zaten tüm oyun O'nun üzerine kurulu. Ömer'im ise (hasta olan ) ''Ama ben hep yatacak mıyım? off öğretmeniiim..'' diye diye 23 Nisan'ı bitirdi. Kızlar ise, ahh kızların kıkır kıkır gülmeleri hiç bitmedi.



Benim ilk tiyatro çalışmamda hep yanımda olan, benden daha fazla ilgilenen, aynı zamanda oyunun yazarı Veli Hocam a (taekwondo hocam) çook teşekkür ederim. Kendisi aynı zamanda tiyatro oyuncusudur. Öğrencilerini de ona göre seçer zaten, kendisi gibi 10 parmağında 10 marifet olanlardan. :)



(Niye bu kadar geç kaldım? Videoyu yüklemek çok uzun sürdü :)

14 Ağustos 2014

Limitless - Limitsiz




Bir solukta izlediğim bir filmdi. Film boyunca merak ve heyecan hiç eksilmiyor. Üstelik film bittiğinde gözleriniz açık kalıyorsunuz. Ama mutlu bir şekilde.. :) Bence kesinlikle izleyin.






Bu kadar mı yani?
Şaşırmaman gerekir.
Yapma bunu, Cuma günü 90 sayfa teslim etmeliyim. En azından nasıl gittiğine bakalım.
Nasıl gittiğini biliyorum,ben senin eskiden kız arkadaşındım.
O kelime benim için anlamını yitirdi.
Partner, eş..
Cariye, sevgili..
Temizlikçi kadın, banka..

12 Ağustos 2014

Tuvalet Eğitimi Maceramız


                                              Eylül 2013

      Bebek bakımında en çok korktuğum ve en bilgisiz olduğum konu tuvalet eğitimiydi. Daha önce Lulu kitabımızda söylediğim gibi tuvalet eğitimine başlayacağımız zamanın belirtileri her yerde yazmasına rağmen bu işi tam olarak nasıl yapmamız gerektiği yazmıyor. Ya da ben bulamadım. Ben de bu yazımda şimdiye kadar uyguladığım yöntemleri anlatacağım belki size de faydası olur. Ama önce şunu söylemeliyim ki benim anladığım kadarıyla bu iş için bebeğin olayı anlaması kadar sizin söylediklerinizi ne kadar anladığı ve ne kadar bilinçli olduğu da çok önemli. Kendisiyle fazla konuşulmayan, anlamaz zaten bebek gözüyle bakıldığı için hiç bir açıklama ya da konuşma yapılmayan hatta hiç bir sorumluluk ve iş verilmeyen bir bebek sanırım tuvaletini de geç söyler. Ben böyle düşünüyorum. Öğrencilerimden de biliyorum, çocuk 6-7 yaşına gelmiş ama işini hala annesi yapıyor. Yani çocuğun yapabileceği işleri. 2. sınıfa geçmiş çocuğun çantasını hala annesi hazırlıyor.

     Ela nın odasında her zaman kullandığımız 6 çekmece var. Ben salondan Ela ya çorabını getir derim Ela çorap çekmecesini açar ve bir çorap getirir. Bu da 2 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği bir iş. Tokalarının ve atletlerinin çekmecesini de bilir. Geçen sene bu çekmeceler hep dağınıktı. Atletleri artık dürmekten vazgeçmiştim. Bu sene onları dağıtmaktan da vazgeçti :)

    16-17 aylık olduğunda başladık galiba tuvalet eğitimine. O zamandan itibaren sayıyorum çünkü bizim tuvalete gittiğimizi takip etmeye başladığı günlerdi. Ben de her seferinde aynı şeyleri söylüyordum. ''Çişim geldi, tuvalete gidiyorum. Sen de biraz daha büyüyünce tuvaletini buraya yapacaksın.'' Hatta iç kapıyı yarım kapatıp dış kapıyı açık bırakarak kafamı uzatarak beni görmesini sağlıyordum. '' Şimdi sen bezine yapıyorsun çünkü daha çişinin geldiğini hissedemiyorsun. Ama hissettiğin zaman bana söyleyeceksin ve çişini tuvalete yapacaksın.'' Bu şekilde 2-2,5 ay sürdü ve yaz geldi. Bu arada Pepe nin kardeşinin tuvaletini söylediği bölümü ve o şarkıyı unutmamalıyım. Onu izlerken çok etkilendi ve hatta şarkısını söylerken bezleri attık kısmında bir kere bezini çıkarttırıp külot giydirmişti. Ve tabii şarkıyı söyledikten sonra da hep aynı konuşmalarımız geçiyor ve Ela mamamm (tamam) diyordu.

    Ve yaz geldi, biz gerçekten bezleri attık. Evde olduğumuz sabahlar bez takmadım. Yazının bu kısmını Lulu yazımdan alacağım.



Bu yüzden tuvalet eğitimine yazın başında şu şekilde başladım. Sabah kalkınca altına bez tutmuyordum. ya tayt ya da sadece külot giydiriyordum ve belki aralıklarla tuvalete tutuyordum. Ama bir türlü denk getiremedik :) Hep altına yaptı. Bu böyle 2 hafta sürdü ve Ela artık tuvalete girmek istemiyordu. Çığlık atıyor, kucağımda kendini atıyordu. Ben de zaten belirtiler tamamlanmadı, biraz daha bekleyeyim dedim ve tekrar bez tutmaya başladım. 

Yine bi 2 hafta geçirdikten sonra tekrar aynı yöntemle başladım. Ama hala tuvalete girmiyor, lazımlığına da oturmak istemiyordu. Ama bu sefer kakası gelince kaka diyerek oturmaya başladı. Çişi gelince de çiş der demez yapmaya.. Evet Ela tuvaletinin geldiğini farketmeye başlamıştı. Olduğu yere yapsa da, taytları batsa da bu çok büyük bir gelişme olduğu için onu hiç tuvalete götürmeye çalışmadım. Her seferinde büyük bir mutlulukla karşılandı ''Elaa çişini söyledi, harika bir şey buuu ..'' çığlıklarıyla kucaktan kucağa atladı. Alkışlandı, kendini alkışladı, her seferinde mutlu oldu. 

Sonra araya Marmaris girdi ve yine bez bağlanmaya başlandı. 2 gün önce döndük ve aynı yöntemle devam ettik. Bugüne kadar tuvalete sokmayı denememiştim. Bugün ben tuvalete girerken ''ben de, ben de'' dedi. Ben ''Tamam annecim, ben çok sıkıştım, sonra seni de alayım.'' dedim. Çıktığımda Ela çişini yapmıştı :) Çok mutlu oldum. Demek ki baya yol katetmişiz..

Ve asıl olay Ankara ya gelipte  lazımlığını görünce başladı. Lululu diye lazımlığıyla evde dolaşmaya başladı. Lulu yu okurken defalarca tekrar ettiğim '' Lulu, odasında lazımlığına oturdu. Bahçede de oturdu, hatta mutfakta yemek yerken bile oturdu vs'' kısmı baya işe yaramış. Ama bir türlü lazımlığa yapmadı derken 11 Eylül gecesi Ela ile uyandık. Evde biraz dolaştıktan sonra ben tuvalete girdim. Ben çıkınca men de men de dedi. Ben biraz isteksiz (uyumak istediğim için ve lazımlığa hiç yapmadığı için) '' hadi uyuyalım annecim' demek geldi içimden ama defalarca dahi olsa yapmasa ben de dediğinde onu oturtmalıyım diye bezini çıkarıp oturttum. Ve Ela çişini yaptı. İlk defa lazımlığa hatta ilk defa ben de diyerek çiş yaptı. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Uyku muyku kalmadı, şarkılarla kahkahalarla salonda dans ettik. 

Ertesi gün kakam geldi diyerek kakasını yapmış. Ve bana göstermek için kakayı döktürmemiş :) Eve geldiğimde herkes heyecanla Ela nın kakasını lazımlığa yaptığını söylemeye çalışıyordu. Lazımlığın başında 5 büyük çığlık çığlığa Ela yı kutlarken Ela da kendini alkışlıyordu. '' ben daptım, anne kaka dapdım'' diya kahkahalar atıyordu. 

ve o günden beri kakasını söylüyor.


Temmuz 2014

Ela Eylül ayında 1 ay boyunca kaksını söyledi. Hiç altına kaka yapmıyor hatta bacagına biraz bulaştıgında aşırı derecede rahatsız oluyor , hemen yıkatıyordu. Çişini söylemiyordu. O sıralarda bir arkadaşım ''Niye bu kadar uğraşıyorsun? Zamanı gelince kendiliğinden olur.'' demişti. Haklıymış! 

Sonra Ela ishal oldu ve 3-4 gün kakasını altına kaçırdı. Sonra da kakasını söylemeyi bıraktı. Ben de tuvalet eğitimine uzun bir mola verdim. Bahara kadar sadece laf açıldığında, baharda ise her fırsatta onunla şu konuşmayı yaptım. 

(Kızım o aralar ''Ben bebek değilim, büyüdüm ben.'' diyordu. Ben de O na ''Evet, bebekler yürüyemezler, sen yürüyüp koşuyorsun. Bebekler konuşamazlar, sen bizim gibi konuşuyorsun. Bebeklerin dişleri yoktur ve yemek yiyemezler. Senin bir sürüü dişin var ve her şeyi yiyebiliyorsun. Sadece bir şey kaldı güzel kızım. Bebekler tuvaletini bezine yapar. Sen biraz daha büyüdüğünde tuvaleti öğreneceksin ve bebekler gibi bezine yapmayacaksın. '' 

Mayıs ayının sonuydu, Ela uzun zamandır tuvaletini söylüyor ama ısrarla klozete yapmak istemiyordu. O gün banyo yaptıktan sonra kakasının geldiğini söyledi. Hazır çıplak olduğu için hemen klozete oturttum. 

''Anne lütfen çok korkuyolar.'' dedi. ''Kim korkuyo annecim.''

''Kakalar annee, bak kurtarın diyolar, düşüyoruuum diye bağırıyolarrr!!''

Anladım :)

''Sen yanlış anlamışsın annecim, kakalar tuvalete yapınca arkadaslarının yanına gidiyor. Oysa sen bezine yapınca bezi çöpe atıyoruz. Çöpte yalnız başlarına ağlıyorlar asıl..''

O günden sonra kakamızı, bazen de çişimizi arkadaşlarının yanına gönderdik. 2 hafta sonra benimle okula gelirken artık bez istemediğini söyledi. ''Tamam sana bez takmıyorum ama çişin gelince söyle, okulda üzerin batmasın.'' 2 kere tuvalete gittik okulda. Ve sonra bir daha bez takmadık. 

:) 

Sonraki 2 hafta boyunca arada kaçırdı. Sonra kaçırmalar da bitti. Geçen hafta ishal olunca yine bez taktım çünkü uykusunda falan kaçırabiliyordu. Her seferinde takmamı istemiyordu. İyileşti ve bu sefer hiç bir şey değişmedi. 

Bu sene her şey bu kadar kolay olunca ''Neden henüz 1 buçuk yaşındaki kızıma tuvaleti öğreteceğim diye çok uğraştığımı hiç anlamıyorum.'' diye çok söylendim. Anladım ki tuvalet eğitimine konuşmalarla 2 yaşından sonra başlanmalı ve kendisine bırakmalı. Arada verdği sinyalleri farkedip konuşmayı sürdürmeli. (Kakalar ağlıyor sinyali) Ela 2 buçuk yaşında tuvaletini öğrendi. Bundan bir buçuk ay sonra bir gün koridordan geçerken bana bakış attı. 2 dakika sonra ''Annee ben kendim çişimi yaptım, gel yıkaa. '' diye beni çagırdı :)