Translate

27 Ağustos 2014

İSTANBUL



İlk adımımızı Taksim e attık :) Bi kere oradaki kuşları da tramvayı da çok sevdik. :)


İstiklal Caddesi'nde yürüdük, ertesi gün yürümedik tramvaya bindik. Oradaki kiliseye girdik. Mango ya, Zara'ya girdik. (Ne yazık ki bizim sevdiğimiz başka mağaza yoktu. 


Kilisenin içi


İstiklal Caddesi'ndeki binalar harikaydı. Trafiğe kapalı bu cadde gündüz ayrı güzel, gece ayrı. Bu kiliseden başka Galatasaray Lisesi de vardı İstiklal de. Bahçesi muhteşem görünüyordu adeta saray bahçesi. Caddenin sonunda yer altı tramvayına bindik. Osmanlı zamanında yapılmış. Tramvay la Eminönü ne geçtik.




Dikilitaş

 

Sultanahmet Cami

Burada olmanın en güzel tarafı; Sultaahmet Cami, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı hepsi bir arada. Sultanahmet e arkanızı dönüyorsunuz karşınızda Ayasofya. Ayasofya ya arkanızı dönüyorsunuz, karşınızda Sultanahmet :) İkisinin arasında Hürrem Sultan ın hamamı. Bu noktadan yukarı yürüyünce Topkapı, aşağı yürüyünce Gülhane (tersi de olabilir) :)






Sultanahmet Cami'de sinir olduğum şey, o koca camiye girdikten sonra 3 adım ileride bekleyen kadının, kadınlara ''Buradan sonrasına kadınlar giremez. '' demesi. Evet Sultanahmet e bu kadar girebiliyoruz hanımlar! Nedeni namaz kılan erkekleri rahatsız etmemekmiş. Orada taa en başta namaz kılan 3-5 adamın dışında bütün erkekler ya yatıyor ya fotoğraf çekiliyor ya muhabbet ediyor, bütün kadınlar camiye adımlarını attıkları anda kaldıkları yerde onlara bakıyor, camiye bakmaya çalışıyor!!

Namaz vakitlerinde çok kalabalık olabilir, o zaman bunu yapın. Ya sonra millet camide gezerken ortada durup namaz kılan erkek mi oldu? Ya da ön saflarda namaz kılan erkeğin önüne geçen bayan mı oldu? O zaman en öndeki 3 safı ayırın.


Ayasofya






Üzücü olan şey; Ayasofya daki tadilatın (içinde devasa bir tadilat inşaatı yükseliyor. ) 9 senedir bitmemiş olması. Kardeşimin dediğine göre 9 sene önce de aynıymış. 

Bir başka dikkatimi çeken şey; üst kata yani bayanların bölümüne çıkarken kullanılan merdiven. Gerçi basamakları olmadığı için merdivene benzemiyor. Bir odaya girer gibi giriyorsunuz (zaten genişliği oda kadar) sonra odayı dönüyorsunuz yine aynı. Tekrar dönüyorsunuz, aynı.. Bu şekilde tünel misali döne döne üst kata çıkılıyor. Düşünün artık caminin büyüklüğünü.


Topkapı Sarayı nın girişi. 



Sarayda bir balkon vardı, ooffff. Karşında Boğaz ve İstanbul. O yaz sıcagında esen üfül üfül rüzgar..
Onun dışında sarayı gezmek güzeldi, biraz karışıktı. Belki gözümüzden kaçan, girmediğimiz yer bile olabilir. Elmaslarla süslenmiş eşyalar güzeldi :) Kaşıkçı Elması çok güzeldi, çoook..

Ben İş Bankası nın maksimum kartıyla buralara bedava girdim. Bir de Ziraat ın maksimumu vardı ama o olmuyormuş. Kardeşim Müze kart aldı 50 tl ye. Öğrenciye 20 tl miş. Bunlar olmadan giriş ne kadar sormadım. 


Gülhane Parkı

Ben parkları çok severim zaten. Bütün bir günümü geçirebilirim yeşilliğin içinde. Otururum, yatar uyurum, kitap okurum, yürüyüş yaparım, yer içerim, muhabbet ederim, seyrederim,müzik dinlerim, fotoğraf çekerim, kızımla oynarım. Ne yapacaksın ya parkta diyenlere gıcık olurum. Hele böyle bir tarihi park bulmuşum değil mi. Ama sadece yürümekle yetindik o mis gibi dev ağaçların arasında. 

Buralara uzun uzun gezmek için gelmeli. Öyle bakıp bakıp gitmemeli. Yanında katlanır sandalye taşıyan bir kadın vardı. Onun gibi bir sandalye atmalı omzuna. O balkonda oturmalı mesela, uzun uzun seyretmeli denizi. Hürrem Sultan ın hamamına girecek vakit olmalı. Görmek için değil (zaten görmek için giremiyorsunuz :) Camide inadına ön saflara gidip namaz kılmalı rekatlarca. Saraydaki tüm yazıları okumalı, tün eşyaları inceleyebilmeli. Parkta yayılmalı, yatmalı, ciğerleri ve gözleri bayram ettirmeli. 

Bütün gün simit yiyebilirdim. O kadar güzeldi simidin tadı. Simit yemeyi hatırladım resmen :) Yok Ankara da da, Denizli de de canım istiyor, alıyorum çocukluğumdaki tadı bulamıyorum. İstanbul da buldum o tadı :) 

Ama suyu, o çeşme suyu resmen lağım suyu gibiydi. İnsanlar içiyor diye caminin çeşmesinden içmek istedim. Kusacaktım.. Başka bir kaç çeşmede de aynı mı diye baktım, aynıydı. Hani İstanbul un suyu içilebirdi. O içen insanlar nasıl içiyordu hayret ettim. 

Suda , simitte 1 tl dışarıda. Bunun dışında 2 adımda bir kestaneci var. Taze taze meyve suyu sıkanlar, karpuz kesenler. 1 bardak meyve suyu 2 tl. 150 gr kestane 10 tl. 3 orta dilim karpuz 5 tl. Hepsini yedik içtikte o karpuz ne öyle 3 dilim 5 tl. Yazın sıcagında ne kadar canım istese de almak istemedim. Dilim dediğim öyle eline alıp yediğin dilimden değil, çatallık dilim. Ama satılıyor deli gibi. Bakıyorum üzerinde 10 tl lik tişört, elinde 5 tl lik 2 dilim karpuz. İlginç!!

Bunların dışında Sultanahmet Köftecisin de köfte, Eminönü nde ekmek arası balık (her ne kadar benimkinin içinden kılçık çıksa da)  Ortaköy de waffle, kumpir, Hürrem in hamamının önünde Maraş dondurması, Beşiktaş ta tavuk,Bakırköy de makarna, Kız Kulesi nin karşısın da kahve, Bebek e gidebilseydik ne yiyecektik artık bilmiyorum :)

Tüm bu yeme içme planımızın bi kısmını yapamasakda hepsi hepsi çok güzeldi (yediklerimizin) 



Tüm o ışıklar nereye gitmiş anlamadım :( Bir de köprüden evlenme teklifi yapan vardı. Köprünün altından alt yazı geçti. Ne hoş bir sürpriz. 





Planlar çoktu, vakit kısıtlıydı. Yine de dolu dolu geçen İstanbul gezimiz bize uzun bir süre yetecek kadar şarj etti.

Gezecek yerin çokluğundan alışverişe hiç vakit yoktu ama yine de Zara ve Mango ya girmeden olmazdı.


Sonunda Mango nun çocuk reyonuna kavuştum. Bunlar Mango dan Ela için.

Ne yazık ki girdiğimiz Zara da çocuk bölümü yoktu. Büyük eksiklik.. 
Oradan da kendime tatlı açık yeşil bir kot aldım. 




3 yorum: