Translate

30 Ağustos 2013

where are you, baby?




   Hani Ela nerde? dediğimde baya şaşırdı ve nerede olduğunu öğrendiğinde anladı mı bilemiyorum :) Ela 17 . ayındaymış bu videoda. Şuan kelimeleri çok rahat çıkarmasına o kadar alışmışım ki bebek ağzıyla dede, anne ,dayı, teyze demesi çok tatlı geldi. Hani tv seyretmek bebeklerin dil gelişimine olumlu yönde etki eder derler ya kalsın. Tv alışkanlığı kazandırması en basit zararı iken dil gelişimi için tv izletmekte ne oluyormuş. Şu videonun çekildiği sıralarda Ela neredeyse hiç tv izlemiyordu, daha sonralarda ise haftada 1 veya 2 o kadar...
   Şimdi Ela 22 aylık ve herşeyi söylüyor. Sadece başı k, s, r, ile başlayanları bebek ağzıyla söylüyor. Ve başka kelimeleri de bebek ağzıyla söylüyor mesela mami-mavi, salalı- zararlı gibi. Ama her şeyi söylemeye çalışıyor. 2 kelimeden oluşmuş cümleleri 20 aylıkken kurmaya başladı.
   Ela ne mi yaptı? Ela ie annesi hamileyken çok konuşuyordu. Daha karnımda başladım ben O na kitap okumaya. 3 aylıktı ilk kitabını aldığımda. Ela gözlerini kocaman açar, kitabın içindeki hayvanların her gün değişen hikayelerini ilgiyle dinlerdi. İlk sesli kitabını eline aldığında 5 aylıktı. Komşumuzun 1 yaşındaki kızı Ela nın sesli kitabından korkup kaçarken Ela keyifle hayvan seslerini taklid etmeye çalışıyordu. Ela elini kolunu uzatabildiği güne kadar her gün hikayeler okudum. Sonra kendi kitaplarına devam ettik. Ela küçük anlamaz demedim gördüğü her yeni şeyi O na anlattım. Hala anlatırım. Şimdilerde ben anlattıktan sonra durur bir de O anlatmaya çalışır. Mesela geçen bir inşaat gördük. Önünde beton arabası ve kamyon vardı betonu inşaata döktükleri uzun araç vardı. Beton aracının neden döndüğünden, kamyonun betonu inşaat işçilerine nasıl ulaştırdığına, işçilerin neden gece çalıştığından, evi nasıl yaptıklarına her şeyi konuştuk.
   Sözün kısası bebeğimizin dil gelişimi için eğer daha çok duymaya ihtiyacı varsa, duyduğu kanal biz olalım.

27 Ağustos 2013

Fareler ve İnsanlar





Bu nasıl bir kitap ismi böyle diye elime almıştım. Öylesine okumaya başladım, zaten ince bir kitaptı. Okudukça merakım arttı. Hüzünlü, sürükleyici bir hikaye. Aslında ne izlediklerimde ne de dinlediklerimde hüzün, üzüntü vs sevmem. Slow şarkılar genelde hoşuma gitmez. Hatta dinleyemem. Gümbür gümbür olmalı benim dinleyeceğim şarkı. Ya da herkesin bayılarak takip ettiği diziler beni resmen boğar. Avrupa Yakası vardı izlediğim, şimdi de ara sıra baktığım Yalan Dünya. 

Sonunda üzülmüştüm bu kitabın. Aslında öyle olmasaydı, keşke tanısalardı gibi düşünmüştüm. Kitap olsa da insan niye öyle yaptılar diye soramadan edemiyor galiba. 

Not: Slow kelimesinin karşıığı Türkçe de ne yazık ki yok. Hatta w harfiyle geçmiş bizim yazılara, ne saçma!!

25 Ağustos 2013

Lulu Tuvalete Gidiyor




Sanırım söylemiştim, Ela nın kitaplarını internetten aldığımı. D&R a gidip seçiyorum sonra eve gelip D&R ın sitesinden %30 a varan indirimlerle alıyorum. Üstelik önceden 50 lira ve üstü kargo bedavaydı. Şimdi bunu 25 yapmışlar. Harika.. 

Ela 22 aylık oldu ve yavaş yavaş tuvalet eğitimine başladım. Aslında tam olarak nasıl yapacağımı bilmiyorum. İnternette araştırdım, nasıl yapacağımdan çok, hangi belirtiler ile başlamam gerektiği yazıyordu. Aklımda kaldığı kadarıyla

Bebeğiniz söylediğiniz basit emirleri yerine getirebiliyor mu? Evet :)
Bezine yaptığında rahatsız oluyor mu? Hayır, henüz değil.
Altını ıslatmalarının arası uzun mu ve bir sefer yaptığında miktar olarak çok mu yapıyor? Bu da pek belli olmuyor, çok değişken.

Bu yüzden tuvalet eğitimine yazın başında şu şekilde başladım. Sabah kalkınca altına bez tutmuyordum. ya tayt ya da sadece külot giydiriyordum ve belki aralıklarla tuvalete tutuyordum. Ama bir türlü denk getiremedik :) Hep altına yaptı. Bu böyle 2 hafta sürdü ve Ela artık tuvalete girmek istemiyordu. Çığlık atıyor, kucağımda kendini atıyordu. Ben de zaten belirtiler tamamlanmadı, biraz daha baklayayim dedim ve tekrar bez tutmaya başladım. 

Yine bi 2 hafta geçirdikten sonra tekrar aynı yöntemle başladım. Ama hala tuvalete girmiyor, lazımlığına da oturmak istemiyordu. Ama bu sefer kakası gelince kaka diyerek oturmaya başladı. Çişi gelince de çiş der demez yapmaya.. Evet Ela tuvaletinin geldiğini farketmeye başlamıştı. Olduğu yere yapsa da, taytları batsa da bu çok büyük bir gelişme olduğu için onu hiç tuvalete götürmeye çalışmadım. Her seferinde büyük bir mutlulukla karşılandı ''Elaa çişini söyledi, harika bir şey buuu ..'' çığlıklarıyla kucaktan kucağa atladı. Alkışlandı, kendini alkışladı, her seferinde mutlu oldu. 

Sonra araya Marmaris girdi ve yine bez bağlanmaya başlandı. 2 gün önce döndük ve aynı yöntemle devam ettik. Bugüne kadar tuvalete sokmayı denememiştim. Bugün ben tuvalete girerken ''ben de, ben de'' dedi. Ben ''Tamam annecim, ben çok sıkıştım, sonra seni de alayım.'' dedim. Çıktığımda Ela çişini yapmıştı :) Çok mutlu oldum. Demek ki baya yol katetmişiz.. 




Lulu Tuvalete Gidiyor kitabını Marmaris e gitmeden önce sipariş etmiştim. Biz yokken gelmiş. 2 gündür keyifle okuyoruz. Hatta kitabın sonunda Lulu artık bez takmadığı için Ela Lulu nun ilk sayfadaki bezini yırttı :)

Kitabın hikayesine, resimlerine, açılıp kapanan kapılara,eteklere bayıldık. Gerçekten çok iyi hazırlanmış harika bir kitap. 


Ve bu tuvalet kağıdı çektikçe uzuyor ama bir yerde duruyor. Yanında da Lulu çok fazla tuvalet kağıdına gerek yok yazıyor. Süper..




Lulu artık bez takmıyor. Bunu eteğini kaldırıp görüyoruz. Çok şirin yaa.. :)





Bazı günler Lulu küçük kazalar yapıyor.
''Hiç üzülme!'' diyor annesi.

Külotlar harika değil mi? Ve aralarından bazıları gerçek kumaş.







Son olarak; dün Ela nın bir taytını çöpe attık :D  Kakasını yaptı, tayt da zaten iyice küçülmüştü :)  Sonra devamını halının üzerine yapmış ve nasıl bir şey olduğuna bakarken ben odaya girdim. Hemen gidip ellerimizi yıkadık. '' Mikooop'' diye diye :) Bugün de sehpanın üzerine çişini yaptı. Taytını çıkarınca kaçtı ve yatak odasına kakasını yaptı :) Çooook tatlı yaaa.. Çooook..


15 Ağustos 2013

Romantik Komedi





Aslında bu tür filmler izlemeyi sevmem. Biraz gülmenin dışında vakit kaybı gibi gelir bana. Aynı senaryo, benzer espriler, aynı son..  Benim seveceğim bir film beni şaşırtmalı, meraklandırmalı, hem izlerken hem bitince ''işte bu'' dedirtmeli. ''Vay bee adamlar nasıl düşünmüş, ne yazmışlar, nasıl oynamışlar.'' diye anlattırmalı heyecanla. 

Bunun gibi filmlerde geçen genellemelerden de nefret ederim. Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir ... bitti.. gibi genellemeler. 

Ama yine de bazen canım istiyor böyle filmler izlemek. Aslında her tür den iyi olanı seyredince güzel vakit geçiriyor insan. Mesela 50 İlk Öpücük mü öyle bir film vardı. Berbat bir hikaye bana göre. İzlediğime pişman olduğum filmlerden biriydi. 

Bu filmde pişman olmuyorsunuz izlediğinize, sadece keyifli bir kaç saat geçiriyorsunuz.

Yumurtalı Çiğ Köfte







Yumurtalı Çiğ Köfte

5 çay bardağı ince bulgur (çiğ köftelik)
2 diş sarımsak (ince kıyılmış)
1 büyük boy soğan
2 cay bardagi isot (urfa ev yapimi isot ise bu olcude.Degilse ölçü arzuya göre)
3 cay kaşığı kimyon
3 cay kaşığı karabiber
1 adet domates (küçük küp doğranmış)
1 yemek kaşığı biber ve domates salçası karışımı
3 su bardağına yakın soguk su
2 yumurta ve sıvıyağ
Maydonoz ve taze soğan ince kıyılmış



Baharatlar ve salça karıştırılır, tuz eklenir
Domates karışıma eklenir
Bulgur karışıma yavaş yavaş yedirilir ve soğuk su eklenerek yavaş yavaş yoğrulur.
En son soğan bulgurlu karışıma eklenerek yoğurma işlemi başlamış olur.
Gerekli yumuşaklık sağlanınca yeşillikler eklenir.
Bolca sıvıyağda yumurtalar güzelce çırpılıp omlet seklinde sıcak çiğ köfteye eklenir ve yoğurma bitmiş olur.
Marul,limon ve ayran esliğinde servis yapılır.

Açıklama : Yumurtalı çiğ köfteye Urfa’ya özgü yöresel bir tattır, tarifimiz de gerçek Urfa usulüdür. Urfa'da isot  özel evlerde yapılır ve acısı azdır, isotunuz ev yapımı değilse yiyebileceğiniz acılıkta olması için tarifteki ölçüye göre değil de istediğiniz ölçüde ekleyin. 






Yumurtalı Çiğ Köfte yle Urfa da tanıştım, asıl yerinde, asıl tadında...  Kendi yaptıkları isot ve salça ile.. Biliyorum evde bu tadı asla bulamayacağımı ama olsun. Bu ikinci denemem, ilkini onlar gibi yapmaya çalışmıştım ve 45 dak yoğurmuştum. Bu sefer yukarıdaki siteden aldığım gibi içine su karıştırarak yaptım. Sanırım 15 dak falan yoğurduk yine, bu sefer kız kardeşime devrettim. Urfa da yazdığım tarifi bulamadığım için bu seferde internette en yakın tarif aradım ve yukarıdaki tarifi buldum. Orada domates koyduklarını hatırlamıyorum




İnternetteki bazı tariflerde kuru soğan yok ama Urfa da soğanın kurusunu da tazesini de koyuyorlar.




Tabii ki Ela nın da eli değmeliydi.  Ve teyzemizin muziplikleri de olmazsa olmaz (gülen surat)




Bazıları içine kızarmış yumurta koyulmasına çok şaşırmakla kalmıyor, surat buruşturuyor. Durun yaa tadına bakmadan neye o burusan surat. Öyle nefis, öyle nefis ki doyduğum halde yiyorum.. yiyorum... Şişen karnıma rağmen, rahatsız olmama rağmen pişman olmuyorum. 





Yaaa çok az çıktı yaaa çok az çıktııı. 5 bardak bulgur 5 kişiye tadımlık :(  Tabaklara  avucumla bütün halde koydum. Çünkü Urfa da öyle yapıyorlardı. Üzerine limon sıkın bolca, marulun içine koyun, yanında da ayran.. 
hımmmm










Parmak Boyası








Liseden bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine girdiğim bu blogu tüm annelere şiddetle öneriyorum. Bebeğiyle veya çocuğuyla dolu dolu, eğitici ve öğretici zaman geçirmek isteyen tüm annelere..
Aktiviteler ay ay bölümlenmiş. 21. ay etkinliklerini açtım. Sayfada gördüğüm tavuk resmi, geçen aldığım parmak boyasını aklıma getirdi. 
Benim tavuğum biraz yayvan oldu ama Ela sevdi :) Sonra google a zürafa okul öncesi yazdım. Çizebileceğim bir zürafa resmi çıksın diye. Çok şirin oldu yaa
Tavuğu boyamadan önce bir kaç parmak biz de dokunduk, zürafayı ise sadece Ela boyadı. Bir de boyarken ''ayak,ayak'' diyerek sadece ayağı boyaması ve ''hadi başını da boya'' dediğimizde başını boyaması, beneklerin ne demek olduğunu öğrenmesi, hepsi hepsi çok hoştu..

Kutusunun içine parmağını soktuğunda boyayı alamadığı için bu sefer boyaları kapağına döktüm biraz, öyle verdim



Sonuç :)







12 Ağustos 2013

Anna Karanina ve Vadideki Zambak





İki kadın, iki hikaye..

Keyifle ve merakla okuduğum klasiklerden biri de Anna Karanina.. Bir kadının içinde kopan fırtınaları içinizde yaşatıyor. Bazen kadınların çok basit olayları bile acaba larla nasıl büyüttüklerini, hatta bu yanlış anlamalarla hayatlarını nasıl kendi elleriyle kötü hale getirdiklerini müthiş bir anlatımla sunuyor. 

Böyle bir kitap bir iki ciltten oluşuyorsa keyfine doyulmuyor. Bir klasik okuyorsanız bence en uzun basımını yani en orjinal halini okuyun. Zaten bittiğine üzüleceksiniz, bari geç bitsin.

İki kitabı da lisedeyken okumuştum. Vadideki Zambak kitabının konusunu hatırlıyorum. Çok hoşuma gitmeyen daha doğrusu beni sarmayan bir hikaye olmuştu. Sonu da öyle etkisiz bir şekilde oldu. İnsan kalın bir kitap okuyunca kapatırken ''Vay bee nasıl bitti!'' demek istiyor. Okurken de bi bir solukta okuduğum kitaplar var , uykularımdan vazgeçtiğim, 2-3 günde bitirip rahatladığım.. Bir de 1 haftayı aşan, arada elime aldığım kitaplar.. İşte Vadideki Zambak ikinci türden benim için..



Köyde Bayram



                                                                 
                                                                     Ela bayramda para kavramını öğrendi.. El öpmeyi öğrendi.. Eline verilen demir paraya da kağıt paraya da sevindi. Mammalar ve ciciler almak üzere paralarını annesine verdi. Hayvanların seslerini kitaptan değil, bizzat kendilerinden dinledi. Hepsini tek tek, tekrar tekrar taklit etti. İlk defa bir kediyi annesini emerken izledi. İlk defa bir horozdan korktu. Bir koyunun ipinin dolandığını gördü, üzüldü. Mahallenin kedilerine süt verdi, sevindi.





Ev baklavası yedi, eve kurulmuş salıncağa binmeye önce korktu sonra inmek istemedi. Hatta içinde uyumuş numarası bile yaptı. Evin çocuğuyla kavga etti. 




Taş sokaklarda yürüdü, hayvan ahırlarında gezdi. Küçük danaların kendisinden nasıl kaçtığına şaşırdı. 









Annesinin küçükken en çok sevdiği makinelerden biriyle tanıştı. Çalışmasını izledi, çekmecelerine baktı. Düğmelerle oynadı tıpkı annesi gibi.. 





Ela nın bayramı böyle keşif dolu geçerken ben ne yaptım. Ramazan da aldığım 3 kiloyu düşündüm kara kara ama o baklavaları da yememezlik yapmadım tabii. Bayramdan bayrama ancak bulabileceğim gerçek şekerle yapılmış, bol cevizli, bol şerbetli o kat kat lezzete nasıl hayır diyebilirdim ki. 

Bu yenilgiye karşılık köy gezmemizde Ela nın bir tane bile şeker yememesini sağlamak ise büyük başarı.. Her yeni eve girmemizle şeker tabağını odadan kaçırmamız bir oldu. Bir kaç dalgınlığım oldu tabii. Anneciğim hadi çantaya koyalım, biz yemiyoruz öyle zararlı şeyler. Ayyy ne o öyle kimse yemesin, diş çürütüyormuş oooo, dişlerde kurtlar çıkıyormuuuuuşşş...

Ve çocukluktan kalma yanlış bir düşüncem varmış. Kedilere süt verilir mi canım, kendimiz içeriz düşüncesi. Belki zamanında yoklukla büyüklerin kazandığı bu acı düşünce sonraları bolluk olsa da bizlere geçmiş. Düşündüm ki neden 1 lt fazladan süt almayayım? Neden Allah ın yarattığı kediyi en sevdiği şeyden sırf evdeki süt azalmasın diye mahrum bırakayım? Bu yaşıma kadar bunu düşünmediğim için utandım kendimden. Ve sırf Ela benim gibi olmamalı derken bunları düşünürken buldum kendimi. ''Hadi'' dedim kızıma ''Hadi,kediler sütü çok sever annecim,onlara süt verelim.'' Keyifle izledik onları, en güzeli de Ela nın onları taklit etmesiydi.


Evdeki Düşman





Merak ederek izleyeceğiniz,heyecanlı bir film istiyorsanız güzel bir film. İnsanı sıkmayacak kadar hızlı gelişiyor. Süper bir film diyemem ama pişman olmayacağınız kadar heyecanı yaşatıyor size. 

Bugün kardeşimle gezerken afişini gördük. Ben saçma sapan korku filmlerini sevmiyorum. Yaratıklar, şeytanlar, ya da aniden çıkan korkunç suratlar olsun istemiyorum. Doğrusu film izlerken ve sonrasında korkmak istemiyorum. Benim istediğim sadece heyecan. Özellikle bu tarz psikopatların olduğu filmlerde ise biraz sinir oluyorum. Genelde sayıp döküyorum. ''Şunun yaptığı pisliğe bak.. Ne kadar pislik..'' En fazla söylediğimde bu oluyor.

Belki bu film sizi daha fazla gerebilir. Çünkü ben kardeşlerimle izledim :) Sonu ise tam bir komedi oldu. Birbirimizi korkutmaya çalışmalarımız, aniden oradan buradan çıkışlarımız, garip suratlar ve bakışlar, tepkisiz ve sessiz duruşlar..

11 Ağustos 2013

Akat Gardi Oje Kurutucu





Geçen haftalarda Bim den çok ucuza aldığım oje kurutucuyu biraz önce Ela ile denedik. Daha önce niye bir oje kurutucu almayı düşünmediysem. Her seferinde evden çıkana kadar illa ki kıyıdan köşeden bozulan ojelerime sinir olurdum. Hele kurusun diye Ela yı oyalama çabalarım. Ya da çeşmenin altına tutmalar. 

Aslında 3 sene önce Avon dan almıştım oje kurutucu ama o bunun gibi püskürtmeli değildi. Tek tek tırnakların üzerine damlatıyordun. Ne saçma, biz aldıktan sonra püskürtmeli uç çıkmıştı. Onu hiç kullanmadım diyebilirım. 

Biraz önce Ela nın ayaklarına sürdük kırmızı ojeleri. Sonra iki kere püskürttüm ve koştu gitti. Sonuç; hiç bozulmadan kurumuş. Sonra kendi tırnaklarıma geçtim. Bir elime sürerken diğer elimdekiler kurumuş. Oleeyyy..

10 Ağustos 2013

Boncuklarla Oyunumuz



           Bi ara takı tasarımına merak salmıştık kardeşimle, neyse ki kısa sürdü. O günerden kalma küçük sandığımızdan oynayabileceğimiz boncukları çıkardık Ela yla. Ela boncuklar konusunda yeterince büyüdü, bir tanesini bile ağzına atmak gelmedi aklına. Ama yine de ben bir saniye bile gözümü Ela dan çevirmedim. Çocuk sonuçta Allah korusun.

      Aslında önce nasıl oynayacağımızı bilemedik, geri dönüşüm poşetinde ne kadar yumurta kutusu varsa çıkardım. ( Denizli'de ki bu uygulamayı seviyorum. Belediye her eve geri dönüşüm poşetleri dağıtıyor. Ve Cumartesi günleri ayrı bir araç bu poşetleri toplayıp gidiyor. ) Aslında o kadar da çok yumurta kutusu kesmeme gerek yokmuş :)




sonra onları aldık peynir kabına doldurduk, ardından su şişesine.. Bu çok hoşuna gitti..  Sonra şişeye su doldurdum belki onunla oynar diye ama benim su sever kızım ''Aç,aç '' demekten başka bir şey yapmadı. Mecburen açtık ve balkona çıktık, küçük şişeyi büyük şişeye boşalttı..


sonra büyük şişeyi tekrar peynir kutusuna, oradan tekrar küçük şişeye vs derken baya vakit geçirdik.


ve çaktırmadan boncukları kaldırdım başka bir güne..


Ertesi gün 16-36 aylar Eğlenceli Akt kitabından ''Hazine Sandığı'' etkinliğini yapmaya çalıştık. Özetle sandığın ya da sepetin içine bulabildiğiniz ama daha önce görmediği malzemeleri koyuyorsunuz. Çocuk açıyor ve her biri hakkında konuşarak içindekilere bakıyorsunuz. Fazla vakit geçiremedik doğrusu. (Bu tarz kitaplardan verim alamadığımı daha önce söylemiştim.)





7 Ağustos 2013

Google'nin Ödül Verdiği 16 Yaşındaki Türk kızı.





Arkadaşlar mümkün olduğunca çok kişiye ulaştıralım bu çalışkan kızımızın emeğini..


Türk kızı Elif’in finale kaldığı Google Bilim Fuarı 2013’te halk oylaması başladı.

Türkiye’den Elif Bilgin’in (16) binlerce proje arasından sıyrılarak 15 Global Finalist’ten biri olmaya hak kazandığı Google Bilim Fuarı’nda (Google Science Fair) birinciyi belirleyecek online halk oylaması başladı.

“Muz kabuklarının biyoplastik üretiminde kullanılması” fikrine dayanan çalışmasıyla hem finale kalan hem de Scientific American “Science in Action” jüri özel ödülünün sahibi olan lise öğrencisi Elif Bilgin, şimdi Türkiye’den ve dünyadan alacağı oylarla Büyük Ödül için yarışacak.

İnovasyon kategorisindeki projesiyle finale kalan Elif Bilgin’i oylarıyla desteklemek isteyenlerin www.googlesciencefair.comadresine giderek adının bulunduğu kutudaki “Vote” alanına tıklamaları yeterli.


Liseli Elif Bilgin muz kabuğundan plastik üretti. Google Bilim Fuarı'nda...

1 Ağustos 2013

Saç Bigudisi ve diğer şekillendiriciler



Bu resmi eminim çoğunuz gördünüz. O kadar çok dolaşıyor ki sitelerde. Belki de benim gibi ee bir deneyeyim dediniz.




8tl


Saçlarım dalgalı aslında ama benim istediğim daha düzgün ve daha bukleli bir saç bazen..  Öncelikle şunu söyleyeyim bir paketin içinden 16 tane falan çıkıyor ve yarısının boyu çok kısa. Boyu kısa olanlar katlı saçlarda ancak üstteki kısa katları içine alıyor. Diğer 8 tane de uzun saçlara yetmiyor. O yüzden 1 paket daha sipariş ettim. Ama şimdi kullanamıyorum çünkü saçlarım biraz daha uzadı ve tüm bigudiler artık kısa geliyor. Yani saç boyu omuzlardan biraz aşağıda olan bayanlar için ideal.



Bu resimdeki bigudilerin boyları çok uzun. Bunlar hangi sitede ve yazıyor mu uzun olduğu bilmiyorum.


 Şimdi gelelim ürün güzel mi değil mi. Aslında saç maşam var ama hem saçı yakıyor hem çok uzun sürüyor, yorucu yani. Bu bigudilerle 15 dakikada tüm saçımı sarıyordum. Tabii bunun da beklemesi var. Ama sonuç harika oluyor. Ben saçımı açınça bukleleri dağıtıyordum. Kabarık ve dalgalı çok hoşuma gidiyor. 




Hafif nemli saçımdan tv izlerken gelişi güzel bir tutam alıp bigudinin içine koyuyordum. İçinde bir çubuk var, ucu kancalı. O çubuğu bigudinin içine geçirip kancayla saçı tutuyorsunuz ve saçı çekmenizle saç bigudinin içine giriyor. Bu kadar..

Saçlarımı sarıya boyattığımdan beri kendi buklelerim olmuyor. Dalgalarım da eskisi gibi değil. Böyle olan var mı? Sarıyı çok seviyorum ve merak ediyorum artık böyle mi olacak yoksa eski sağlığına kavuşacak mı?

Peki böyle kabarık olması için ne yapmak lazım?? Ben buna bayılıyorum..





Şimdi aldığım ve ertesi gün geri gönderdiğim bir başka ürünü anlatacağım. Ben de resmine kandım ''hadi yaa o kadar basit miii ? Kuruturken dalgalanacak haa'' diye hemen sipariş ettim.









Şimdi bu resme iyi bakın lütfen. Saç kurutma makinesinin ucuna takılan bu aparat aynen görüldüğü gibi bir borudan ibaret. Borunun bir ucundan saçınızı sokacaksınız diğer uçtan çıkacak ve o borunun içinde saçınız öyle dönecek öyle mi?? 


Evet saçımla çok uğraşıyorum. Ve ben bunu da aldım





(Şimdi baktım da bi sayfada 25 tl yazıyor, aman haa 12 ye almıştım)


Çok garip bir alet doğrusu, kim düşünür ki bunları. Sakın benim gibi o resimlerdeki gibi yapabileceğinizi zannetmeyin  :D ( ha bu arada tüm bu ürünler o kadar ucuz ki o yüzden o kadar atladım sanırım. Bir de internetten alışverişte geri iade hakkım olduğu için gayet rahatım. Kargo bedavayı gördüm mü hiç boş çevirmiyorum) Ama bunu göndermedim çünkü güzel yapıyor ama çok zahmetli. Ancak arada saçlarımın aralarına bir kaç tane yaparım diye düşündüm. 

Saçlarınızı incecik 3 ya da 4 tutama ayırıyorsunuz (o kadar ince ki o uçlardaki deliklere sığacak kadar ) her tutamı bir uca geçiriyorsunuz ve düğmeye basıyorsunuz. Uçlar dönüyor ve şirin bir rasta oluyor. Düşünün artık tüm saçı ince ince ayırıp o uçlara geçirdiğinizi! Saç bu yani ipi iğneye geçirmek bile daha basit. Bir de uçlar dönerken acıtır mı acaba diye çalıştırmakta tereddüt etmiştim ama hiç acıtmıyor.

İşte benim internet ve saç maceralarım. Hahahaaaaha 
Haa bunun yanında o saç boncuklarını da koymuşlar, berbattı yaa :D



Aslında şunu da sonradan gördüm, çok merak ediyorum ama almayacağım artık yeter:). Eğer alır ve beğenirseniz bana söyleyin lütfen. 


  



İnanıyorum bir gün onu bulacağım. Hayallerimdeki o saç şekillendiriciyi. 10 dakikada saçlarımı yakmadan, beni yormadan saçlarımı şekle sokan o makineyi.. Tüm kalbimle inanıyorum :)













Moulinex Rende





Mutfağımda en sevdiğim ufaklık.. 





O kadar pratik ki, bana kalan sadece onu dolaptan indirip aparatlarını geçirmek ve düğmeye basmamla 10 saniyede rendeyle işim bitiyor. 

Rende yapmayı sevmiyorum, özellikle çok yapacaksam ve sebze sertse. Mesela havuç, turp, sert peynirler..
Genelde kırmızı aparatı kullanıyorum.  Moulinex i aldığımdan beri rende konusunda iyice tembelleştim. 2 salatalık bile rendeleyecek olsam onunla yapıyorum. Çünkü daha kısa sürüyor. Üstelik temizliği de çok kolay. Peynir rendelemediğim sürece sadece duruluyorum. Peynir rendelersem de makineye atıyorum. 





Kablosu da yer kaplamıyor. Kendi içinde yeri var. Kendisi de küçücük olduğu için mutfakta yer kaplamıyor. 


Bu rendeyle yaptığım nefis bir tarif  vereyim o zaman; tam aklımda değil aslında tekrar karşılaşırsam yeniden yazarım yani yoğurdu süzme mi hatırlamıyorum. Ama tadı çok güzeldi, denemenizi isterim. Patates ve havuç işte diye düşünmeyin benim gibi, düşündüğünüzden daha lezzetli. 

İstediğiniz kadar havuç ve patatesi rendeleyip, ayrı ayrı kızartın. Sonra tabağa birini dökün üzerine yoğurt. Sonra yoğurdun üzerine diğerini dökün ve yine üzerine yoğurt. Bu kadar sanırım ama belki yoğurt sarımsaklıydı ya da üzeri soslu?? Bakarım eve gidince kitaptaydı tarif hatırladım :)



Cacık yaparken salatalığı, mücver yaparken kabağı,patatesi, kaşar ve parmesan peynirlerini, kızartma yapacaksam yukarıdaki resimdeki gibi sebzeleri, mantarı bile, salataların içine havuç, mor lahana vb, tatlıların içine kullanırken elmayı, bal kabağını, vs vs vs kullanıyorum.Aklıma geldikçe yazarım.





Haa rende yaparken en çok sinir olduğum şey sona geldiğimde tırnağımın takılması. Evet biliyorum çok iğrenç bir durum. Bundan da kurtulmuş oldum.