Translate

13 Nisan 2013

3 Idiots

 


    Hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Aslında bu filmi izlemeye uzun zaman önce karar vermiştim. Okuldan sonraki seminer günlerinde (hani milletin tatil zannettiği ama bizim eğitime gittiğimiz) küçük bir bölümünü izletmişlerdi. Sonra unuutmuşum ki okulumuzdan bir öğretmen hatırlatana kadar.Ezberci eğitime karşı çıkan ve bunu harika bir dille anlatan kısmını. Filmin büyük bölümü üniversitede geçiyor ve eğitim sistemindeki yanlış tutumlar üzerine düşündürüyor ama aslında hayatın her alanı her duygusu var filmde. Hem gercekten güldüğüm, hem bir-iki damla da olsa ağladığım nadir filmlerden..

   Şimdi aklıma Babam ve Oğlum filmi geldi. İlk defa bir filmde öyle deli gibi ağlamıştım. Şimdi çok gülüyorum çünkü annem ve kız kardeşimle izlemiştik ve üçümüz sesli sesli ağlamıştık. Hani biraz dalga geçersin kendinle filmle de ağlıyorum işte diye.. o tarz.

   Neyse.. Bugün filmimiz 3 Aptal. Kesinlikle ama kesinlikle izleyin diyorum. Ben bu filmi izlemek için Cumartesi Cumartesi okula gittim, evdeki ses sistemini kuramadım. Açtım projeksiyonu, kapattım perdeleri, çikolatalarımı ve kahvemi aldım, yan sınıftan da koltuk gibi sandalye kaçırdım, çektim önüme bir sıra uzattım bacaklarımı.. ohhhh


8 Nisan 2013

Bunlar da Benden..





       Kendi yaptıklarımı ayrı koyayım en iyisi dedim ve bugün böyle yaptım. Biraz bozuk oldu ama çok beğendim. Elimdeki siyah ojenin fırçası ince, çizim için.








Simli ojeyi kardeşim bu gelişinde getirdi. Fırçanın ucu ince.








Karnıbahar Mücver




        Buzdolabındaki küçük karnıbaharı çıkarıp değişik ne yapabilirim diye bakarken mücveri buldum. Kabak mücver çok yaparım, herkes de bayılır. Ee adı mücverse kesin güzel olur dedim. Karnıbaharı buharda pişirdim. Ve malzemeleri göz kararı koydum. Zaten mücver yapa yapa zamanla göz kararı koyuyorsunuz. Ela'm bayıla bayıla yedi, hatta fotoğrafını çekmek için sehpanın üzerine koymuştum, orada bitti :) Yani biz de bayıdık..


                                 Küçük bir karnıbahar
                                 Çeyrek demet maydanoz
                                 1 yumurta
                                 Yarım su bardağından biraz fazla kaşar peyniri (evde kalan)
                                 2 yemek kaşığı un (dolu)
                                 tuz ve karabiber

       Bu kadar, karnıbaharı pişince (aşırı yumuşak olmadan) küçük küçük doğradım. Maydanozu da doğradım,kaşarı rendeledim. Tüm malzemeyi güzelce karıştırdım hatta yoğurdum. Kabak gibi cıvık olmadı o yüzden tavaya kaşık kaşık koymadım. Kızmış zeytin yağına elimle yassılaştırıp koydum ve kızarttım.


Kabak mücverinde de ben evde ne kadar yeşillik varsa koyuyorum hem de bolca. Hangisi varsa ondan. 

Taze soğan, maydanoz,nane(biraz),dereotu(az),kuru soğan(az), yine 1 yumurta,un, bu sefer bol beyaz peynir, hatta biraz kuru nane, pul biber, tuz.Kaşıkla yağa koyup yine kaşıkla düzeltiyorum(üzerine hafif bastırarak)

Bazlama (Cızlama)



        Kızımın kuru ekmek ya da kuru bir şeyler yemeyi sevdiğini daha önce söylemiştim. En çok sevdiği ekmeklerden en başta sanırım bazlama var. Annesi gibi..Ben de kitaplarımdan birinde Cızlama adıyla minik bazlamacıklar yaptım. Kepekli unla,miktarı azaltarak. Nefis ve çok şirin oldular. Burada kendi miktarımı veriyorum,tam 8 minik ekmeğim oldu.Üstelik yapması da çok kolay oldu,küçük küçük açınca.. Ben de bazlama yaptım yani,süperrr... Şekillerine bakmayın, ilk defa yaptım ;)


                                                  2 su bardağı kepekli un
                                                  Aldığı kadar ılık su
                                                  1 paket kuru mayanın yarısı
                                                  Biraz tuz,biraz şeker

          Unun üzerine maya,tuz ve şekeri döküp, suyu ekleye ekleye yoğurdum.Biraz cıvık bir hamur oldu. Mayalanmaya bıraktım. Daha sonra hamurdan küçük küçük parçalar koparıp,un yardımıyla tahtanın üzerinde parmak uçlarımla açtım. Yapışmaz yüzeyli tavada yağ koymadan yarım ateşte pişirilecek aslında :) ama ben kitabın o kısmını sonradan okudugum için yağ koymuştum. Yağı geri döktüm, kalanla pişirdim. Üzerine tereyağı ve peynirle sıcak sıcak nefis oluyor. Afiyet olsun.

     

3 Nisan 2013

Devlet Okulları (Öğretmenlik 3)


Başka bir blogta okuduğum bir yazı ve yorumlar üzerine yazdığım yazımı tabii ki burada da paylaşmak istiyorum. Yaptığımı, ettiğimi anlatmak hiç hoşuma gitmez ( bu cümle blog yazan birine olmadı biliyorum ama ne anlamda söylediğimi anlayacaksınız) ama artık dayanamıyorum. Mesleğimize bu kadar saldırılmasına, dolayısıyla kişiliğimize bu kadar saldırılmasına dayanamıyorum. Bu saçmalık artık durulsun istiyorum.




   Doğrusu son zamanlarda öğretmenlerle ilgili yazılar baya canımı sıkıyor çünkü söylenenler direk tüm öğretmenleri kapsıyor. Oysa çoğu konuda her insan kişiliğini gösterir. Öğretmenler arasında da vardır, diğer tüm mesleklerdeki kişiler arasında da vardır işinin gerektiğini yapmayan ya da fazlasını yapan, bu açıdan meslektaşım Aysun Hanım'a katılmıyorum.Kendisi lise öğretmeni olduğundan asla anlayamaz sınıf öğretmenlerinin nasıl çalıştığını! Küçük çocukların insanı nasıl kendine bağladığını, onlarla nasıl çocuk olduğumuzu ve tek bir bakışımızla mutluluktan uçan gözlerin bizi mesleki yönden nasıl tatmin ettiğini...

   Derdimizin sadece dersimizi anlatıp çıkmak olmadığını, henüz tertemiz ,tek bir kara olmayan kalplerin üzerinde nasıl titrediğimizi asla bilemez. Ben 1. sınıf öğretmeniyim, bizim öğrencilerimiz bizi saf ,kocaman kalpleriyle sever. Bi yanaklarına dokunmak, bi göz kırpmak, laf arasında canım deyivermek onlara bir hafta yeter. Annelerini dinlemezler bizi dinledikleri kadar, her anımızı süzer, beyinlerine tek tek kaydederler. Bu farkındalıkla yıllarca değiştiremediğimiz huylarımızı bile değiştirirler, bizi iyileştirirler. Tüm gününü küçücük çocuklarla geçirmeyen anlayamaz bu yazdıklarımı, bu anne olmaktan başka birşeydir.

   5. sınıftan sonra girilen sınav kaldırılmış da o yüzden okullar gevşemiş, çok yazık gerçekten. Benim babam da öğretmen, o zaman da şimdi de devletin okulunda çalışan bir öğretmen. Siz bir de babamdan dinleseniz öğretmenliği, bir görseniz çocukların arasında onu. Tenefüste öğretmenler odasında bulamazsanız sınıfta geride kalmış çocuğu almıştır kucağına oturtmuş anlatıyordur. 45 yaşından sonra işaret dilini öğrendi öğrencileri için. Ben hiç sevmem böyle anlatmayı ama bu genellemeler çok can yakıyor çok.

   Şundan emin olun ki özel okulda çalışan öğretmenlerden eksik çalışmıyoruz biz, hatta sınıfta onlardan daha fazla çalışıyoruz. Onlar en fazla 18 öğrenciyle oluyorlar ve geride kalan öğrenciyle okul saati dışında da ilgileniyorlar. 3 katı fazla öğrenci olan sınıfta sadece okul saatinde ders ne yazık ki diğerlerine göre yavaş öğrenen ya da dikkatini tam toplayamayan o küçücük çocuklarla bu kadar oluyor. Burada değişmesi gereken şu ki;tüm bekleyen öğretmenler alınacak,sınıf mevcutları azalacak.Ondan sonra isterseniz yine özel öğretmen tutarsınız özel okula verilecek paranın küçük bir kısmıyla.İlla o kursu, bu kursu mu istiyorsunuz? O paranın bir kısmını da dışarıdaki kurslara verir, çocuğunuzla daha çok ilgilenirsiniz!
 Ben Ankara'nın küçük bir beldesinde görev yapıyorum. Devlet okulunda olmanın ve küçük bir beldede olmanın kısıtlı imkanlarıyla ben birçok güzel şey yapabiliyorum.Benim sınıfımda da sadece sıralar,masa,tahta vs vardı. Veli toplantılarında konuşup karar alarak biz sınıfımıza öğrencilerin özel dolaplarından,minderli masa örtülerimize,projeksiyon ve yazıcıya kadar herşeyimizi aldık. Okulumuzdaki tüm sınıflarda (5 tane 1. sınıfımız var) bu şekilde aldılar. Ayrıca devlet okullarında da imkanlar ölçüsünde kurslar açılıyor. Ben bu okula geldiğim sene 4 aylık hamileyken 4. sınıf öğrencilerimle dans grubu kurdum, çok da güzel oldu. (İzlemek isteyen Youtube a Çayırhan 4-A Dans Gösterisi yazabilir.) Sırf daha profesyonel olsun diye dans sertifikası almak istiyorum. Ya da ben pilates hastasıyım, 6 yıllık bir geçmişim var, biz çocuklarla derste pilateste yaparız, yoga da. Benim 24 öğrencim var(çok şanslıyım) bütün velilerimin evine gittim şimdi de onları evime davet ediyorum. Geride kalan öğrencilerime ayrıca gittim(bebeğim evde çalışmamıza izin vermediği için)

   Dediğim gibi her konuda olduğu gibi bu da bir kişilik meselesi, genel olarak düşünmek yerine biraz araştırma yapın.Çocukları seven bir sınıf öğretmeni mesleğini de sever. Ve mesleğini seven bir sınıf öğretmeni elinden gelenin inanın fazlasını yapmaya çalışır. Bebeğim olmadan önce derlerdi; ''Kendi çocuklarımızla bu kadar ilgilenemiyoruz'' Bakın çalışmak, öğretmek demiyorum; ilgilenmek diyorum onların her şeyiyle. Bizi örnek alarak, bize bayılarak(bunu çocugunuz okula gittiğinde göreceksiniz,hayran olacaklar öğretmenlerine ki ben velilerime şaşırıyorum nasıl kıskanmıyorlar.Doğrusu ben kıskanırım kızımı gibi geliyor.Ben defalarca söyleyeceğim yapmayacak, öğretmeni bir kere söyleyecek yapacak:(  evet bize bayılarak her an bizi gözlemleyen çocukların gözlerinin,kulaklarının kaydettiği her şeyle ilgilenmek. Uğraşmak. Dikkat etmek. Sabretmek. Gerçekten doğruymuş, kendi çocuğumuzla o kadar ilgilenemiyoruz.

   İçiniz rahat olsun daha fazla kırmayın bizi...

2 Nisan 2013

Arnavutluk'tan Hediyeler


          Teyzemiz Arnavutluk'ta okuyor, bu sene başladı ve ilk gelişi 21 Aralık'tı. Hani şu kıyametin koptuğu gün :) Ya da büyük aydınlanmanın yaşandığı... Gidişi 700 Euro'yken bu sefer kıyametin hatrına geliş-gidiş 1TL oldu, vergisiyle toplamı 100 Euro. Bu aradaki farkı da sanırım hep bize harcamış ki oyuncaktan şemsiyeye, maskeden yağmur botlarına ne varsa bir bavula doldurmuş gelmiş. Teyze yaa seni çoook seviyoruz bizz..

        Getirdikleri arasında en çok sevdiğimiz tabii ki çikolatalardı. Neydi o eski günler, Almanya'dan dedemin geldiği günler, neyse ki artık ülkemde herşeyin alası var. Çikolatalardan eser kalmadı, sıradaki sevdiğimiz..


                                               Bu bir.. Neydi bunların adı? Hatırlamıyorum!


                 Baloncuk fabrikası diyebiliriz.. Deli gibi üretim yapıyor, büyüklü küçüklü. En güzel tarafı da öyle bir kapanıyor ki asla sıvı sızdırmıyor. Bavulda geldi hiç sorunsuz..





      Tabii ki hediyeler çoğunlukla Ela'mızaydı. İşte bu da bu sene büyük gelen Zara kazağımız, hem de kırmızı ve dirsekleri yamalı.







                          Bu pantalon ve gömlekte Zara Kids'ten daha önce paylaşmıştım.







Bu tokalar da Arnavutluk gençliğinin favorisiymiş. Kardeşimin söylediğine göre kızlar hep bu tokalarla dolaşıyormuş. ''Biz de hemen aldık, renk renk abla.'' dedi. Bize de çok yakıştı anne-kız.

Toka delisi annenin kızına tabii ki daha fazlası gerek.








Bu sonuncusunun peri çubuğu da var,bulunca eklerim.


Tokaları alan, tarakları da unutmaz. Evet canım bu taraklar gerçekten çok rahat tarıyor. Ve Ela'nın da artık yumuşak tarakları bırakma vakti gelmişti.



Canım kardeşim, yeter ki ben birşeyi beğeneyim, bulur buluşturur beni sevindirir. Etsy deki saç bantları pahalı gelince, kendim yapmaya karar verip birşey de bulamayınca gitmiş kurdale almış..

Fotoğraf ekleyeceğim... (Ela mın birbirine doladığı bantları ayırdığımda)


Evet yeter ki beğeneyim: Face e koyduğu fotoğrafa ''Botların harika görünüyo ablacım, ben de istiyoruuuum.'' yazınca bavuldan bot bile çıktı. Bu sayede bakıp bakıp bunlar da rahat olur mu dediğim ve hiç denemeden rahat olmayacağına karar verdiğim botlara da sahip oldum.Benim gibi hala almayan varsa ki modası bile geçti artık heryerdeler (hatta Bim' e bile gelmişti) alın ve rahatlığa şaşırın.

Foto ekleyecegim.


Sadece bot mu? Bana parmak arası, Ela'ya patik. Çok şirinler.




Yılbaşından bir gün önce döndü ama yılbaşı süslerimiz de unutulmamış. Süs olsun diye, biz yılbaşı kutlamıyoruz. Orada heryer o kadar süslenmiş ki Tiran'dan (Arnavutluk'un başkenti) binen bizim kızlar İstanbul'da inince çok şaşırmışlar. İstanbul çok sade ve süssüz müşş!! Oysa 21 Aralık'ta Türkiye'de yılbaşına hazır oluyor ama demek ki o kadar fark var. Ve o şaşaa karşısında sanırım bizim ki dayanamamış.Bunlar da ağaç süslerimiz :) Bana göre ağaç süslemek dünyanın en saçma olayı. 






Bunlar da cadılar bayramında bana ve kendine aldığı maskeler. Şımarık!



Ve Ela'nın doğum gününe katılamayan teyzemiz buna çok ama çok üzülmüş. Biz de onun için ikinci kez doğum günü yaptık. Arnavutluk'tan gelen 1 mumlarını da pastamızın üzerine koyduk.

Foto ekleyeceğim


Ve bir şemsiye.. Ne alaka? Çok güzel bir kız şemsiyesi olur da teyze nasıl durur? O alaka işte, duramaaazzz





Evet Ela'yla alakalı olan herşey alınmalıydı :) Bir battaniye mesela evde kaç tane olduğu mühim değil:) Ve Ela bu battaniyeyi çok seviyor. (Daha önce hiçbirini sevmemişti) Benim hayvan delisi kızım bunu görünce basıyor çığlığı, hepsini tek tek sayıyoruz sonraa bidaa sayıyoruz:)





Tabii ki oyuncaksız olmazdı. Şişme kaplumbağadan, barbilere, ahşap yapbozlardan, pembe arabaya, legolara Ben çoğunlukla Ela ya mı dedim??Oh ohh hep Ela'ya hep Ela'ya...






Aaa bir de kokulu mumlarımız, simli mumlarımız var. Fincan takımımızı ve oyuncaklı kalemlerimizi de unutmayalım.








Daha ekleyeceğim tabii ki.. Şu parti düdüklerimizi çok sevdik ama severken hep kopardık teyzecim.


Teyzeler bir başka olurmuş
Anne yarısı olurmuş
Dünya tatlısı
Tete

Seni çoook özledik
Gel artık
Yeni hediyelerle..
:)