Translate

12 Şubat 2013

Öğretmenlik 2 (Children see. Children Do)





  Galiba zamanla Öğretmenlik serisi oluşturacağım:)

   Ama bu serime olumsuz bir yazımla başlamak istemezdim. Çünkü mesleğimi çok seviyorum. O günün verdiği hislerle ilk yazım öyle oldu. Oysa tayin edildiğin yerde yaşamak zorunda olmak öğretmenlikle ilgili değil aslında, düzenlemelerle ilgili ya da düzenleyememeyle..

   Bu sene 1. sınıf okutuyorum. 1. sınıf okutmak bambaşka güzel benim için çünkü ancak o minikler bazı şeyleri öğretebiliyor bizim gibi koca insanlara.

   Seslere yeni başlamıştık ve dogal olarak öğrencilerden bazıları sesleri yazmada zorlanıyordu. Ben tek tek dolaşıp, yapamayan çocukların ellerini tutarak gösteriyordum. Sonunda herkes o günkü sesi istediğim gibi yapmıştı, bir kızım hariç. Defalarca yanına gidip gösterdiğim halde her gittiğimde farklı birşey yaptığını görüyordum. Diğerleri güzel güzel sayfalarını bitirmeye uğraşırken ben onun yanına oturdum ve baştan başladım. Ama birtürlü yapamıyordu. Sonunda sesim yükseldi ve kızmaya başladım.Defterini kapattım ve hiçbirşey yapmamasını söyledim. Hiçbirşey söylemeden sadece baktı, ben de gidip oturdum ve zil çaldı.

   Öğle arasıydı, herkes gitti. O gitmedi. Ben masanın arkasında vucudum yana dönük oturuyordum, O da sınıfın ortasında dikilmiş öyle bana bakıyordu. Dönüp gitmesini bekledim bir süre, gitmiyordu. En sonunda sorarcasına ismini söyledim. Adını söylmemle bana doğru koşmaya başladı ve gelip kucağıma atladı. Hıçkırarak ağlıyor ve boynuma sımsıkı sarılıyordu. O anda ben bittim, hem pişmanlık hem şaşkınlık hem de ne diyeceğimi bilmiyordum.

  Daha 6 yaşında sessiz bir kızdı. Aslında belli etmesine gerek yoktu bana olan sevgisini. Her küçük çocuk gibi öğretmenini çok seviyordu. Yapamamasının verdiği üzüntünün üstüne bir de benim ona kızmam eklenmişti. O an istediğim tek şey zamanı geri almaktı. Sadece zamanı geri alıp ''Hadi kızım çok yoruldun biraz dinlen sonra birdaha deneriz'' demek istiyordum.

   ''Ağlama kızım lütfen ağlama'' diyerek onu zorla boynumdan karşıma aldım. Gözyaşlarını sildim, öptüm, özür diledim defalarca. O sonunda gitti, bense sınıfta kaldım.

   Öğretmenliğin belkide en güzel tarafı size sabırlı olmayı, kendinizi olağanüstü kontrol edebilmenizi öğretmesi. İçinde kötü niyet olmayan, sizi saf sevgiyle çok seven çocuklar. Yaramazlıkları olumsuz birşey yapmak istemelerinden değil, sonucu henüz düşünemediklerinden. Onların saflığını zamanla biz bozuyoruz, biz öğretiyoruz onlara olumsuz duyguları ve başka tüm kötülükleri...



2 yorum:

  1. Çok duygulanarak okudum yazdıklarınızı. Son zamanlarda bu sabır konusunda düşünüp duruyorum ben de. Çocuklar gerçekten insana sabrı öğretiyorlar. Ben açıkçası çok sabırlı biri değilim kendimi törpülemeye çalışıyorum. Siz öğretmen olmanız sebebiyle çocuk sahibi olmadan bu yetiyi kazanmayı öğrenmeye başlamışsınız ne güzel. Bloğunuzu takibe aldım bu arada, görüşmek üzere :)

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için ama takibinizi göremiyorum ne yazık ki
    :(

    YanıtlaSil